Animal Gaze

28.04.2023 – 09.06.2023 @ Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi

Animal Gaze, the exhibition
9 Mayıs Sergi Konuşması (May 9th Exhibition Talk)
1 Haziran Sanatçı Konuşmaları (Artist Talk)

Sergi Metni / Exhibition Text (TR&ENG)

  • TR
  • EN

“Animal Gaze” (Hayvan Bakışı) sergisinin fikri, “hayvanlara karşı işlenen suçlar” adı altında bir yargılanmanın hayal edilmesi ile ortaya çıktı ve başladı. Bu başlangıcı bir gelecek kurgusu takip etti ve “sergi içinde sergi” konseptinde dolaylı bir karşılaşma ve yüzleşme ortaya çıktı.

Jacques Derrida, The Animal That Therefore I Am[1] isimli kitabında bir kediyle yaşadığı karşılaşmadan bahseder. Kendisinin kediye baktığı kadar, kedinin de ona baktığını fark eder ve felsefe tarihinde yok sayılan ya da görmezden gelinen bir mesele olarak hayvanların bakışı üzerine düşünmeye başlar. Hayvanların da dışarıya yönelttikleri ve aslında pek de bilmediğimiz, belki de hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimiz bakışları olduğunu fark etmek, dallanıp budaklanan bir düşünce zincirine götürür bizi. Hayvanlar yalnızca bakılan, seyredilen objeler olmaktan çıkar, kendi bakışları olan özneler olarak ele alınır. Hayvanların özgürleşmesinde en önemli adımdır belki de bu; sayılarla belirtilen, insanların kendi faydalarına kullandıkları alanlara göre isimlendirilen ve sınıflandırılan bir “yığın” ve “sürü” olarak değerlendirilmelerine karşıt bir bakış açısı sunar. Bu bağlamda Animal Gaze “peki ya hayvanlar özgürleşmiş oldukları bir gelecekte kendi sömürülme geçmişlerine, tarihlerine baksalar ne olurdu?” diye sorar ve şöyle sürdürür; Biz, onların kendi geçmişleri ile karşılaşmaları ve bizim bugün halen onlara yaptıklarımızla yüzleşsek, kendimize bir de onların gözünden baksak ne olurdu?

Bu gelecek kurgusunda (insan dışı) hayvanlar, insanlar için varolan ve elverişli “doğal” kaynaklar (giyim, yemek, mobilya, ilaç vb) olmaktan çıkmıştır ve nihayet insanın hayvan sömürüsü arşivlere konmuş, sergilenmiştir. İnsan seyircinin bugünde baktıkları, gelecekteki hayvanların kendilerinin ya da atalarının yaşadıklarını görmeye gelmiş oldukları şeylerdir. Eski bir kesimhane arşivsel kalıcı bir sergi alanı olmuştur; amaç hayvanlara kendi geçmişlerini göstermektir. Bu esnada bizler (bugündeki sergi seyircisi olan insanlar) de hayvanların yüzleşmesine, bugünden dolaylı şekilde katılırız.

Sergiyi gezen (gelecekteki) hayvanların oradan bugüne uzanan varlığı ilk olarak sadece birinci sergi odasında duyulan seslerle (hayvanların homurtusu, ayak sesleri) hissettirilir. Yüzleşme, önce insanın kendi gündelik ve sıradan hayat akışında unuttuğu, kanıksadığı, normalleştirilmiş şiddet ve sömürü kültürü ile karşılaşmasıyla başlar. Kanıksanan “şey”ler bizi bu odada gelecekten bir arşiv olarak karşılar. Yabancılaşma bu odada başlar ve ikinci odada bir yüzleşmeye dönüşür. İkinci odada “Encounter” isimli işte seyirci hem kendi yansımasını hem de gelecekte bu sergiyi gezen hayvanların silüetlerini görür. Şimdi ile geleceğin kavuşmasının ardından, karşı duvarda insan olmayan hayvanları bize (kameraya) bakarken buluruz. Bu ana dek saklanan hayvanlar ve bakışları, son aşamada insan hayvanının bakışıyla buluşur.

Animal Gaze, sanatın süregelen hayvan sömürüsü hakkındaki sorumluluğunu da sorgular. Arşiv sergisi bağlamında düşünüldüğünde sanat her şey olup bittikten sonra mı gelir, normalleştirilmiş bir sömürü kültürünün eleştirisinde sanatçılar ve sanat kurumları ne yapmaktadır sorularını ortaya koyar. Bu sorular hem sanatın aktivizmdeki yerine hem de günceli barındırıp barındırmaması gibi konulara yöneltilmiştir.

Şimdi ile geleceğin birbirine girmesi, bu sömürü geçmişte mi kaldı sahiden yoksa tam da şu an kapıdan çıktığımızda halen sürüyor mu ve hatta bedenen hayvan parçalarını üstümüzde taşıyor, midemizde sindirmeye mı çalışıyoruz sorularını beraberinde getirirken, günlük hayatımızdan kesitler sunan tanıdık ama bu bağlamda bir o kadar tuhaf ve yabancı olan sanat eserleri, şimdi ile bireysel bir yüzleşmeyi amaçlar. Viktor Shklovsky’nin bahsettiği ostrannnie yani sanatın yabancılaştırma (defamiliarization) etkisi ile alışılmış olana yeniden ve bu kez başka bir gözle bakabilmemiz için bir zemin hazırlanmıştır.

Serginin “hayvan bakışı” (animal gaze) ile kastı, “hayvan” diyerek insanı ayırıp, insan olmayan her canlıyı bir çatı altında toplamak ve her bir canlıyı tek bir bakışla sınırlamak değildir. Aksine, kast edilen insan hayvanının bakışıyla, insan olmayan ve insan tarafından sömürülen hayvanların baktıkları (yani hayvan sömürüsü arşivi) ile karşılaşmasıdır. Bu yüzdendir ki birinci odada hiçbir hayvanın bize bakan gözleri ile karşılaşmamıza izin verilmemiştir. Senelerdir hayvanlarla bakışmış ve birlikte yaşamış olmakla birlikte, bu bakışmanın ve birarada olmanın aslında bir şeyi değiştirmediği (yani sömürü, objeleştirme ve küçümsemenin sürmesi), esas meselenin hayvana “nasıl” baktığımızla yani hangi algıyla (antroposentrik[2] – insan merkezli- bakış ile veganizmdeki hayvanı birey olarak gören bakış farkına değinilmekte) baktığımızla ilgili olmasıdır. Derrida’nın karşılaşmasından hareketle; onların kendilerine özgü bakışlarının farkında mıyız yoksa onları sadece bakılan “şey”ler olarak mı görüyoruz? Kendimizi onların yerine koyuyor muyuz? Hangi hayvanları birey olarak kabul ediyoruz, hangilerini sayılarla ve beden parçaları ile anıyoruz?

Hayvanların insanlaştırılmasını (antropomorfizm) engellemek adına eserlerde insan dili yani yazılı ve sözlü dile mümkün olduğunca yer verilmemiştir. Elbette hayvanların sergi gezmesi fikrinin başlı başına hayvana insan özelliği atama olarak sayılabileceğinin de bilincinde olarak, bunu en aza indirgemek amaçlanmıştır.

Burası, insanlar ve insan olmayanların, yani hayvan denerek aşağı görülen, ötekileştirilen ya da mitleştirilen, metafor olarak kullanılanların, iki farklı zaman boyutundan gelerek buluştuğu bir karşılaşma ve yüzleşme yeridir.

Ece Nada

*Animal Gaze, Ece Nada’nın Koç Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde yazdığı yüksek lisans tezinin bir parçasını oluşturmaktadır.


[1] Çevirisi güç olmakla birlikte Elçin Gen tarafından “O Hayvan (var) Öyleyse Varım” şeklinde çevrilmiştir.

[2] Antroposentrizm konusunda insanın insan kimliği dışından bakmasının, hayatı deneyimlemesinin doğal olarak mümkün olmadığı ve bu nedenle de antroposentrizmden kaçışın imkansızlığı özellikle eleştirel hayvan çalışmaları alanında öne sürülmüştür. Burada bahsi geçen ve eleştirilen antroposentrizm, Lori Gruen’in Entangled Empathy adlı kitabında açıkladığı iki çeşit antroposentrizm üzeründen açıklanabilir. Biri, kaçınılmaz olarak insanın insan olduğu için insana ait bir bakış açısı olmasından dolayı olan “kaçınılmaz antroposentrizm” iken, eleştirilen, “arrogant anthropocentrism” yani “küstah” ya da “kibirli” antroposentrizm olarak geçer. Eleştirilen, insanı merkeze ve hiyerarşi kurarak en tepeye yerleştirip diğer her şeyi insane hizmet edenler olarak değerlendirmektir. Bu bağlamda türcülük (speciesism) de konunun yan dallarından biridir çünkü kurulan bu hiyerarşi ile birlikte ortaya çıkar.

The idea for the exhibition Animal Gaze emerged with the imagination of a trial under the name of “crimes against animals”. A speculative future followed this idea, resulting in an indirect encounter and confrontation with the concept of an “exhibition within an exhibition.”

Jacques Derrida talks about his encounter with a cat in his book The Animal That Therefore I am. He realizes that the cat is looking at him as much as he is looking at the cat, and he starts to think about the gaze of animals directed at us, which has been ignored in the history of philosophy. Realizing that animals also have their outward gaze that we do not know very well and perhaps will never know for sure leads us to a branching chain of thought. In this case, animals are no longer objects to be looked at; they are treated as subjects with their own gaze. This is perhaps the most crucial step in the liberation of animals; it offers a contrasting view of how people are treated as a “heap” and a “flock” denoted by numbers, named and classified according to how humans exploit them. In this context, Animal Gaze asks, “What if animals looked at their history of exploitation in a future where they were liberated?” and continues: What would happen if we confronted the animals learning about their own past and what we still do to them today; what if we looked at ourselves through their eyes?

In this speculative future (non-human) animals are no longer “natural” resources (for clothing, food, furniture, medicine, etc.) for humans, and human exploitation of animals has become an archive and is being exhibited. Today, the human audience is looking at what animals from the future have come to see, their past, and what their ancestors have been through. A former slaughterhouse repurposed as a permanent exhibition space; the goal is to show animals their own history. Meanwhile, we (the people who are today’s exhibition audience) attend the future confrontation of animals indirectly from today.

At first, the existence of the (future) animals visiting the exhibition with us is hinted at through the sounds (grunts and footsteps of animals) in the first room. The confrontation begins with encountering the normalized violence and exploitation that people have forgotten and taken for granted in their daily and ordinary life flow. The “things” taken for granted welcome us in this room as an archive from the future. Alienation begins in this room and turns into a confrontation in the second room. Faced with the artwork titled “Encounter” in the second room, the audience sees both their own reflection and the silhouettes of animals visiting this exhibition in the future. After the present meets the future, we find non-human animals on the opposite wall (the camera) looking back at us. The animals and their gazes, which have been hidden until this moment, finally meet the gaze of the human animal.

Animal Gaze also questions the responsibility of art for the ongoing exploitation of animals. In the context of an archive exhibition, it asks if the art arrives at the scene only after everything has happened. It raises the question of what artists and art institutions are doing or not doing in the criticism of a normalized culture of animal exploitation. These questions are directed to address the role and place of activism in art and whether art contains the contemporary or which contemporary issues it chooses to include and exclude from its agenda.

The interweaving of the present and the future, the shifting of temporality brings up questions such as; is this exploitation really a thing of the past, or is it still going on right now when we step out the door? Are we carrying animal parts on us right now, are we trying to digest them in our stomachs? The artworks that typically seem somewhat familiar to us, create an uncanny feeling in the context of an archive of exploitation and aim to bring about a personal confrontation. Defamiliarization[1] plays a central role and asks to look at the “normal” again from a different perspective.

In the context of this exhibition, the “animal gaze” does not intend to separate human beings by separating the remaining animals and gathering them under one roof that is “animal”, limiting them to a single gaze for each living being. Instead, what is meant by “animal gaze” is the encounter of the human animal’s gaze with what the gaze of non-human animals is directed at; the archive of animal exploitation. For this reason, we are not allowed to meet the eyes of any animal looking at us in the first room. Although we looked at each other and lived together with animals for years, this did not make a change. It is because the main issue is how we look at animals; is it anthropocentric[2], or do we consider each animal as an individual (as argued in veganism)? Do we give recognize their individual gazes? Or do we still consider them as things to be gazed at? Do we put ourselves in their shoes (or paws, claws)? Which animals do we recognize as individuals and which ones do we mention with numbers and their body parts?

To abstain from anthropomorphism (giving human qualities to animals, humanizing animals), human language (written and spoken language) was avoided in the artworks as much as possible. Being aware that animals visiting an exhibition can be considered as assigning human characteristics to animals, we sought to keep it at a minimum.

This is a place of encounter and confrontation where humans and nonhumans (animals who are marginalized, objectified, mythologized, and used as metaphors) arrive from two different dimensions of time.

Ece Nada

*Animal Gaze is a part of Ece Nada’s MA thesis in Comparative Literature at Koç University.


[1] Ostranenie (defamiliarization): an artistic technique coined by Viktor Shklovsky in Theory of Prose (1925)

[2] There have been arguments, especially in the area of Critical Animal Studies about the impossibility of an outlook that human beings can have that is not human-centered. Here, what is being criticized as anthropocentrism can be explained through Lori Gruen’s differentiation of two types of anthropocentrism that she explains in her book Entangled Empathy. One of them is “inevitable” because naturally, as humans, each of us has a perspective that is human-centered; it is the human perspective. What is problematized is “arrogant anthropocentrism” which refers to human supremacy, an exceptionalist perspective that considers humans as the highest being on earth and all that is not human as below humans. Speciesism occurs within this anthropocentric view.

Eser Metinleri / About the Artworks (TR & ENG)

Ece Nada, Encounter series (Karşılaşma serisi), yerleştirme (installation), 2023

 “encounter_the mirror” (karşılaşma_ayna) ayna görünümü verilmiş video enstalasyonu, bakan insan seyircinin kendi yansımasını gelecekte bu sergiyi gezen hayvanların silüetleri içinde gösterir. Sergiyi birlikte ziyaret ediyormuş hissi verirken, günlük rutinde akla gelmeyen “öteki” hayvanları ve onlara biçilmiş olan günümüz gerçekliğini, sömürüsüz ve özgür bir gelecek ihtimali ile hatırlatmayı amaçlar. Dokunamadığımız ama varlıklarını hissettiğimiz hayvanlar hep oradadırlar; günümüzün arşivinde, ve sömürüsüz bir gelecekte.

“encounter_the archive” (karşılaşma_arşiv) internet üzerinden kolayca satın alınabilen bir takım araçlar (suni dölleme tüpü, eldiveni, hayvan damgaları, elektrikli boynuz yakıcı, dana süt emme önleyici, hayvan şok cihazı, gibi) ve hayvancılık pratikleri (suni dölleme, annelerinden ayrı tutulan buzağıların biberonla beslenmeleri) yerde, krem rengi bir masa örtüsünün üzerinde, kağıda basılı arşiv parçaları olarak bize sunulmuştur. Özellikle yerde konumlanmış olması, serginin gelecekteki hayvanlar için yapılmış olduğunu hatırlatır; tavuk, kuzu, koyun ya da inek gibi hayvanların daha rahat erişebileceği bir alanda durur. İnsan ziyaretçilerin yere eğilerek normalde göz hizasında olmayan bu arşive bakması amaçlanmıştır. 

“encounter_the dishes” (karşılaşma_bulaşıklar) yine rutinden bir parça olarak kanıksanmış ve artık fark edilmeyen, tabaklarımızdaki, marketten aldıklarımızdaki hayvan sömürüsünü konforlu ve belki de önemsiz gibi görünen bir yerden hatırlatır; lavabo kenarında biriken “yiyecek” kalıntısı bulaşıklarda. Tüketilmiş, lavabo giderini ya da çöpü boylayacak olanların geçmişine, hayvanlara ve onların yiyecek içecek nesneleri haline gelişlerine işaret eder. Bu anlamda, Carol J. Adams’ın “kayıp gönderge” (absent referent) terimine atıfta bulunur. Yiyecek, içecek, giysi gibi nesnelere dönüştürülen ve bu esnada bireylikleri yok edilen hayvanları, kaybettirilen özneleri hatırlatır, bir karşılaşmaya davet eder.


The video installation “encounter_the mirror” shows the human spectator’s own reflection with the silhouettes of animals visiting this exhibition in the future. While giving the feeling of seeing the exhibition together, it aims to remind us of the “other” animals that we ignore in our daily routine and of the reality of today that has been cut out for them, with the possibility of a future of animal liberation. Animals who we cannot touch but feel the presence of are always there; in today’s archives and in the exploitation-free future. The installation brings together the human animals of today with the nonhuman animals of the future.

“encounter_the archive” is a set of tools that can be easily purchased over the internet (artificial insemination tube, glove, animal stamps, electric horn burner, calf sucker, animal shock device, etc.) and livestock practices (artificial insemination, keeping calves apart from their mothers and bottle feeding of them) is presented to us as archival pieces printed on paper, on the floor, on a cream-colored tablecloth. Its location on the floor reminds us that the exhibition is made for future animals; it is positioned in an area where animals such as chickens, lambs, sheep and cows can reach more easily. It is intended that human visitors crouch on the ground and look at this archive, which is not normally at human eye level.

“encounter_the dishes” reminds us of the exploitation of animals on our plates and what we buy from the market, from a comfortable and perhaps unimportant place, which is once again taken for granted as part of the routine and is no longer noticed; “food” residue accumulating on the edge of the sink. It refers to the past of those consumed, who will end up in the sink drain or trash, the animals, and how they are turned into objects of consumption. In this sense, the work addresses the term “absent referent” by Carol J. Adams. It reminds the human visitors of the animals who are transformed into objects such as food, drink, clothing and whose individuality is destroyed in the process, the subjects who are lost, and invites them to an encounter.

Emin Çelik, Sanat Sömürü Arşivi, çizim ve kolaj, 2023 (Archive of Exploitation in Art), çizim ve kolaj (drawing and collage)

Eser, hayvan bedenleri kullanılarak üretilen sanat eserleri üzerinde durarak, bu eylemleri arşivlemeye çalışır. Bu arşivi direkt izlerden değil de bu izlerin muğlaklaştırarak kurar. Katmanlı bir kolaj oluşturup, geçmişte işlenen suçların izlerini formlaştırmaya çalışır.


Emphasizing the works of art produced by using animal bodies, the artwork tries to archive these actions. It establishes this archive not from direct traces but by making these traces ambiguous. By creating a layered collage, it tries to form traces of crimes committed in the past.

Emin Çelik, Koyun Saymak, yerleştirme, 2023(Counting Sheep), yerleştirme (installation), 2023

Form ileri bir tarihte, koyunların bakışından yola çıkarak, koyunlar ile onların bedenlerini sömüren insanların arasındaki ortak bilinci göstermeye çalışır. “Koyun saymak” olarak insanların rüyalarına sızan formlar, huzur vaadi ile gelen rahatsızlık şeklinde bu ortak bilinçte görselleşiyor. Eser, fail ile maktul arasındaki ortak virtüel dünyanın formunu oluşturma çabasındadır.


The installation tries to show the common consciousness between the sheep and the people who exploit their bodies, taking the perspective of the sheep as a starting point. The forms that seep into people’s dreams as “counting sheep” are visualized in this common consciousness as the discomfort that comes with the promise of peace. The work strives to form the common virtual world between the perpetrator and the victim.

Engin Arer

Envanter, Video yerleştirmesi, 2023 (Inventory, video installation)

Kasap kağıdının iç yüzeyine yansıtılan video, başka bir videonun kesimhanedeki cansız hayvan bedenlerine yansıtılmasından oluşmaktadır. Her yansıtılan video, yansıtıldığı yüzeyin bir önceki aşamasını temsil etmektedir. Böylece; geçmişin geçmişinin geçmişi, geçmişin geçmişi ve geçmiş arasında bir zaman atlaması oluşturulmaya çalışılarak, günlük hayatta görülmeyen veya görmezden gelinen bağlantılar tekrar kurulmaya çalışılmaktadır.

Hayvanın hayattaykenki hali, öldürüldükten sonraki hali ve tabakta sofraya gelen hali aslında aynı orjine sahipken, kasten veya farkında olmadan kopan aradaki bağ tekrar canlandırıldığında, hem gelecekteki hayvanlar için arşivsel bir değer, hem de günümüzdeki insanlar için bir hatırlarma belgesi olma niyeti taşımaktadır.

Envanter, Fransızca’daki “ayrıntılı mal listesi” anlamına gelen inventaire kelimesinden gelmektedir. İngilizce’de çiftlik hayvanları da “canlı stok” anlamına gelen livestock kelimesiyle tanımlanır. Canlı varlıkların hayvancılıkta kullanılan bu terimlerle tanımlanmasının, aradaki bu bağın kopmasının bir sonucu mu, yoksa sebebi mi olduğu konusunda da, eser adıyla bir soru sormak istenir. 


The video projected onto the inner surface of the butcher paper consists of another video projected onto the bodies of inanimate animals in a slaughterhouse. Each projected video represents the previous stage of the projected surface. Thus, by trying to create a time lapse between the past of the past, the past of the past of the past, connections that are not seen or ignored in daily life are intended to be re-established.

While the live animal, when it is killed, and the dead animal who is brought to the table on a plate, actually have the same origin, when the connection between them, which was broken intentionally or unintentionally, is revived, it intends to hold both an archival value for future animals and a reminding document for the people of today.

The word “inventory” comes from the French word “inventaire, which means “detailed list of goods”. In English, farm animals are also defined by the word livestock, which means “live stock”. Inventory also asks a question with the name of the work; whether the definition of living beings with these terms used in animal husbandry is a result of or a reason for the breaking of this bond between the animals and the consumed products made from animals.

Havva Zorlu

Look Again (Tekrar Bak), video, 2023

İnsanlar için bir kaynak statüsüne indirgenmiş; insan dışı hayvan yüzlerinin kaydı ile hazırlanmış video kolaj. 

Bu çalışmada, hâkim kültürün normlarıyla çerçevesi çizilmiş hayvan sömürü sisteminde esaret altında yaşam süren hayvanların izleyiciye bakışlarına odaklanılmıştır. Gerçek görüntüler içeren videonun amacı, diğer tüm sergi işlerinde özellikle kaçınılan, izleyicinin hayvanlarla yüz yüze gelmesini (animal gaze) en sona bırakarak seyirciyi sömürünün son bulduğu kurgu gelecekten günümüze; günümüzdeki hayvanlara getirir. 


İnsan türünün günlük yaşamında yiyecek, kozmetik, tekstil, eğlence gibi çeşitli sömürü biçimleri ile aslında çok yakın temasta olduğu hayvanlarla arasındaki farkında olmadığı ilişkiyi ortaya çıkarması için bir karşılaşma fırsatı sunar. Tekrar bakıldığında bu kez numaralandırılan ya da yemek olarak görülen değil, birey olan hayvanlarla göz göze gelinmesi amaçlanmaktadır.

Video collage made with the recordings of the faces of non-human animals, who are reduced to the status of resources for human consumption.


In this work, the gazes of animals living in captivity in the animal exploitation system, framed by the norms of the dominant culture, are focused on. The purpose of the video, which includes real images, is to bring the gazes of real nonhuman animals together with the gazes of human animals, which is abstained purposefully in the first section of the exhibition, and thus bring the human visitors from the speculative future of Animal Gaze to the animals of today.

It offers an opportunity to encounter various forms of exploitation in food, cosmetics, textile, and entertainment, revealing the close relationship between humans and animals, which goes unnoticed in our daily routines. Look Again aims to bring the gazes of human animals and nonhuman animals who are individuals and not objects uttered with numbers or consumed as food.

Kübra Ateş, Dana Etinin Bölümleri, branda üzerine karışık teknik, 2023 (Veal/Beef Cuts, mixed media on canvas)

Bu çalışma, kasaplarda hayvanların vücutlarının bölümlerinin nasıl tüketilebileceğine dair “bilgi” veren çizimler üzerinden insanların hayvan bedenine nesne olarak bakışı, hayvan bedenini parçalara ayırması, kendi dilinde isimlendirmesi, onun vücuduna yabancılaşması üzerinedir.

Carol J. Adams’ın da açıkladığı üzere, sömürülen hayvanlar insanlar tarafından tüketim nesneleri haline getirildiklerinde, bu nesnelerde artık o canlı bulunmaz “kayıp gönderge” haline gelmiştir. İşaretlenmiş parçalar, öldürerek elde edilen bir savaş alanı, cansız bir ülke haritası gibi insan egemenliği altındadır. Haritalanarak tüketilen “parça”ların, bir canlı bireyin bütün halindeki bedeninden koparılmış bir parça olduğu gerçeğini hatırlatmayı amaçlar.


This artwork is about people’s view of the animal body as an object, dissecting the animal body into parts, naming it in their own language, and alienating it from the body through drawings that give “information” about how parts of animals’ bodies can be consumed which is commonly exhibited in butchers.

As Carol J. Adams explains, when exploited animals are turned into objects of consumption by humans, these objects no longer contain the past of it which is a live animal, and thus, animals become the “missing referents”. The marked and cut pieces are under human domination, similar to a battlefield conquered by killing, a non-living country map. It aims to remind that “cuts” that are mapped and cut are body parts of a living individual who has been detached from the whole body.

Kübra Ateş, 1,2,3,4,5…, heykel, 2023 (mixed media sculpture)

Bu çalışma, canlıdan ziyade sektörde birer rakama, nesneye dönüştürülmüş, aynılaştırılmış, doğal yaşam alanlarından koparılıp birarada bitişik bir yaşama mahkum edilen, sürecin sonunda tüketilmek üzere öldürülen, binlerce hayvanı tasvir etmek için yapılmıştır.


This artwork was created to depict thousands of animals transformed into numbers, objects in the sector, homogenized, detached from their natural habitats and condemned to a contiguous life, killed to be consumed at the end of the process, rather than considered living things.

Uğur Savaş

Labirent Faresi, stop-motion animasyon film, 2023

Labirent Faresi, insanlar tarafından inşa edilmiş bir labirentte deneye tabi tutulan farelerin öyküsünü anlatır.  Farelerin günümüzde sömürüldükleri deney çeşitlerini seyirciye anlatmak yerine, bunu farelerin gözünden aktarma yolunu seçmiştir. Deney türleri farelere insanlar tarafından yapılmış tuzaklar şeklinde görünmektedir. Labirent, farelere eziyet etmek veya onları öldürmek için kurulmuş tuzaklarla doludur.  Art Spiegelman’ın Plutzer ödüllü ünlü çizgi romanı Maus’tan yola çıkılarak hazırlanmıştır. Nazi toplama kamplarında hayatta kalmaya çalışan bir Yahudi’nin hayatını anlatan çizgi roman, Nazi’leri Fare, Yahudileri ise kedi olarak çizmişti. Uzun bir geçmişe yayılan “Fabl” anlatım türü genellikle insanları bazı hayvanlara benzetme ve hayvanları insan metaforu olarak kullanma yollarına başvurur. Labirent Faresi ise farenin aslında gerçekte gördüğünü ve yaşadığını olduğu gibi anlatmaya çalışmıştır.  


Labyrinth Rat tells the story of rats who are put to experiments in a labyrinth constructed by humans. Instead of telling the audience about the types of experiments in which rats are exploited today, the film chooses to see this through the perspective of the rats. From this perspective, the kinds of these experiments are traps made by humans for the rats. The labyrinth is full of traps set up to torture and/or kill rats. The film was inspired by Art Spiegelman’s famous Pulitzer-winning comic book Maus. In the book, which depicts the life of a Jew trying to survive in Nazi concentration camps, Nazis are drawn as rats and Jews as cats. The fable narrative style, which has a long history, uses animals as metaphors for humans. Labyrinth Rat, on the other hand, tries to explain what the rat actually sees/experiences.

Volkan Parlak, Haliç Kongre Merkezi, yerleştirme, 2023 (Haliç Congress Centre, installation)

Haliç Kongre Merkezi veya eski ismiyle Karağaç Mezbahası veya Sütlüce Mezbahası, İstanbul’da hayvan kesim işlemlerinin hijyenik bir biçimde yapılmasını ve denetlenmesini sağlamak amacıyla 1923 yılında açılmıştır.

Vedat Tek mimarlığında açılan mezbaha 1985 yılına kadar İstanbul’un en büyük hayvan kesim tesisi olarak kullanılır. 1985 yılında hayvan kanlarının Haliç’e akmasından dolayı Haliç’i kirlettiği için faaliyetleri durdurulur. 1997 yılında kültür merkezine dönüştürme  gündeme gelir. 2009 yılında Haliç Kongre ve Kültür Merkezi olarak 5. Dünya Su Günü Konseyi ile birlikte kongre merkezi olarak kullanıma açılır.

Mekanın rölöveye benzer mimari çizimleri aydınger rulo üzerinde sürekli dönmektedir. Kağıdın konveyör sistemi gibi sürekli dönmesi, post-fordizm ile hayatımıza giren üretenin de ürün olarak tüketildiği sisteme benzemektedir. İnsanların ve insan dışı hayvanların ürün olarak görüldüğü geç kapitalist dönemde her şey rahatlıkla tüketilebilir olmuştur. Mimari bir mekan da ufak değişikliklerle tekrar tekrar tüketilebilir. 

Mekanın hafızasında bulunan mezbaha fotoğrafları köle kampları, çalışma kampları, şantiyeler ve holokost kamplarındaki yapılarla benzerlikler taşımaktadır. Hayvanların kullanılmasının normalleştirilmesi eskiden köleliğin normalleştirilmesi ya da holokostun normalleştirilmesi ile paraleldir. Mezbahanın kültür merkezine dönüşmesi mekanın hafızasında bulunan katliama perde örter ve normalleşme süreci devam eder.

Çalışma, mimari çizim yöntemi ile mekanın hafızasını kullanarak bir dönemin normali şimdinin karşıtı olduğumuz toplumsal kıyımları anımsatır.


Haliç Congress Centre, formerly known as Karaağaç Slaughterhouse or Sütlüce Slaughterhouse, was opened in 1923 in order to ensure that animal slaughtering processes are carried out and supervised in a hygienic way in Istanbul.

The slaughterhouse, which was opened in the architecture of Vedat Tek, was used as the largest animal slaughtering facility in Istanbul until 1985. In 1985, due to the blood of animals flowing into the Golden Horn, its activities were stopped because it polluted the Golden Horn. Conversion into a cultural center comes to the fore in 1997. In 2009, as the Golden Horn Congress and Culture Center, it was opened for use as a congress center with the 5th World Water Day Council.

Architectural drawings of the place, similar to the survey, are constantly rotating on the tracing roll. The continuous rotation of the paper, like the conveyor system, is similar to the system in which the producer, who entered our lives with post-Fordism, is also consumed as a product. In the late capitalist era, when humans and non-human animals were seen as products, everything was easily consumed. An architectural space can also be consumed over and over again with minor changes.

The photos of the slaughterhouse in the memory of the place bear similarities with the structures in slave camps, labor camps, construction sites and holocaust camps. The normalization of the use of animals used to be paralleled by the normalization of slavery or the normalization of the holocaust. The transformation of the slaughterhouse into a cultural center covers the massacre in the memory of the place and the normalization process continues.

Using the architectural drawing method and the memory of the space, the work reminds us of the social massacres that we are the opposite of the normal of a period.

Volkan Parlak, Anne, hareketli heykel, 2023 (Mom, moving sculpture)

Süt, dişi memelilerin yavrularını beslemek için memelerinden gelen, besin değeri yüksek olan beyaz bir sıvıdır. Sütün oluşması için annenin hamile kalmasına, doğurmasına ve yavruyu besleme ihtiyacının oluşması gerekir. İnsanların tüketmesi için üretilen sütlerden daha fazla kar elde etmek için bu adımları olabildiğince hızlı geçiştirirler. Süt endüstrisi yavruyu doğar doğmaz annesinden ayırır ve bir kafese kapatıp yapay mama ile besler, böylece anneden daha fazla süt alabilmektedir. Hayvanlardan daha fazla “verim” almak isteyen kapitalist sistem, elinde bulundurduğu teknolojiyi hayvan sağlığı için değil daha çok kar elde etmek için kullanır. Modern süt endüstrisinde kullanılan döner süt sağım sistemleri bunlardan biridir. “İş verimliliği” odaklı bu sağımhanelerde sağıcı, başlıkları takar, inekler ise döner platform üzerinde sürekli ve sabit hızla ilerleyerek sağıcı önüne gelirler. Sağıcı, daha güvenli bir şekilde sadece sağıma odaklanabilir. Başlıklar arası yürüyerek vakit harcamaz, platform hızı, sağıcının hızına ve ineklerin sağım süreleri ve verimlerine göre ayarlanabilir. Böylece fabrika sahibi maliyeti düşürerek daha az çalışma ile daha fazla ürün alabilmektedir. 

Bu döner sistemde kullanılan hayvanların her birinin anne oldukları, kendi yavruları için ürettikleri sütlerini kendi yavrularına veremediklerini, hatta yavrularını bir daha hiç görmediklerini, bir metrelik alandan başka hayatları olmadığını unutmamak gerekir.

Bu sistemlerde yüzü gülen sadece patron olur. Platform döndükçe sömürü artar, sömürü arttıkça kar oranı artar.


Milk is a highly nutritious white liquid that comes from the udders of female mammals to feed their young. In order for milk to be produced, the mother must get pregnant, give birth, and have the need to feed the offspring. They are made to go through these steps as fast as they can so that humans make more profit from the milk produced for human consumption. The dairy industry separates the baby animals from their mothers as soon as they are born and puts them in a cage, feeding them with artificial food so that the industry has the milk and not the baby animals. The capitalist system uses the technology it has to increase profit instead of using it for animal health and harms the animals even more. Rotary milking parlors used in the modern dairy industry are one of these profiting systems. In these “work efficiency” oriented milking parlors, the milker who stands still puts the hoods on the udders of the cows as the cows come in front of the milker by advancing at a constant and consistent speed on the revolving platform. Thus, the milker can focus only on milking and does not waste time walking between the cow stations. The platform speed can be adjusted according to the speed of the milker and the milking duration. As a result of this, the factory owner can buy more products with less human labor by reducing the cost.

It should not be forgotten that each of the animals used in this rotating system is a mother, and they are not allowed to give the milk they produce for their own offspring to their own offspring. After giving birth, they never even see their offspring again, and they have no life other than a one-meter area.

These systems benefit the bosses only. As the platform rotates, the exploitation increases; as the exploitation increases, the profit rate increases.

2020 – HAKİM Raporu (TR)

HAKİM (Hayvan Hakları İzleme Komitesi) Raporla İlgili Basın Açıklaması*

Türkiye’de bir ilk olarak tür ayırt etmeksizin hayvan hakkı ihlallerini raporlamaya devam ediyoruz. Hayvanlar dendiğinde tüm dünyada olduğu gibi akla önce kedi, köpek, kuş gelse de hayvanlar, mezbahalarda, süt yumurta çiftliklerinde, balıkçılıkta, faytonlarda, at arabalarında, deney merkezlerinde, avcılıkta, hayvanat bahçelerinde, yunus parklarında, sirklerde, kürk çiftliklerinde, akvaryumlarda, ipek böcekçiliğinde, arıcılıkta, böcek toplayıcılığında… her gün sistematik şiddete maruz kalıyor, en temel hakları gasp ediliyor. Ancak her gün yaşanan bu hak ihlalleri görünmez kılınıyor, normalleştiriliyor. Bu tesislerde yaşanan hak ihlalleri insan merkezci ve türcü zihniyet ile yapılan yasalarla korunuyor, bu fiiller devlet tarafından ve mevzuatlar ile meşrulaştırılıyor.

Yasalar tarafından korunan ve bir nebze de olsa görünür olan hayvanlar için de durum çok farklı değil, çünkü cezalar caydırıcı değil. Yıllardır hayvanlar lehine bir Hayvan Hakları Yasası için mücadele ediyoruz ancak Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nun Tavsiye Raporu’nu yayımlamasının üzerinden bir buçuk sene geçmesine rağmen bu yasa çıkarılmadı. Bu yasanın tüm hayvanların haklarını korumayacağını biliyoruz. Bizler yasanın haklarını koruyacağı hayvanlar için mücadele ederken, hayvanlar arasında kurulan bu ayrımın çelişkisine de vurgu yapmaya ve tüm hayvanların hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki bir kuş ve tavuk arasında hissedebilirlik anlamında bir fark yok, bu yüzden haklar anlamında da bir fark olmamalı.

2020 yılı ihlal raporumuzda medyaya yansıyan haberleri, sosyal medyadan aldığımız ihbarları, TÜİK, Tarım ve Orman Bakanlığı verilerini, bilgi edinme başvurusu ile elde ettiğimiz sayıları kullandık. Ancak bu verilerin tablonun sadece küçük bir kısmını ortaya koyduğunu söylemeliyiz. Bu yüzden açıkladığımız bütün verileri “en az” vurgusu ile yayınlıyoruz. Bu haliyle bile raporların, insanın hayvanlar üzerinde kurduğu tahakkümü ve bitmek bilmeyen soykırımın korkunçluğunu açık bir şekilde gösteriyor. Bizler yaşam hakkı savunucuları olarak yıllardır yasal olan her şeyin meşru olamayacağını söylüyoruz. Belki de bizim asla hayal edemeyeceğimiz hissetme yetilerine sahip olan hayvanları kanunlarla korunan tesislerde hapsetmek, katletmek, türdeşlerinin ölümünü izletmek yasal olsa da asla meşru olamaz.

Bu raporu, HAKİM’i birlikte kurduğumuz, 9 Kasım 2019’da aramızdan ayrılan, yol arkadaşımız Burak Özgüner’e ve en temel hakları çalınan, yaşadıkları acılar bilinmez, görünmez kılınan tüm hayvanlara adıyoruz.

İnsana, Hayvana, Yeryüzüne Özgürlük!


*Açıklamanın özet halidir, detaylı versiyonu için HAKİM’e ulaşabilirsiniz.

Animal Gaze hakkında söyleşi ve röportajlar:

https://www.k24kitap.org/soylesi/hayvan-bakisi-sergisi-uzerine-ece-nada-ile-soylesi-kibirli-antroposentrizmden-kurtulabilmek-4125

https://www.unlimitedrag.com/post/bir-somuru-arsivi